31 Mayıs 2010 Pazartesi

Özlemek güzeldir,zor olan özleme dayanabilmek...

Bir arkadaşım yazısının başlığında,
Olmayan, yaşanmamış bir şey özlenir mi? diyerek girmiş konuya
bu soru beni aldı götürdü
Özlenir ama olmuş yaşanmış gibi hasretle değil elbet
Özlem denen şey var oluşumuzdan beri belki de ilk dürtümüzdür.
Dünyaya geldiğimiz ilk nefes aldığımız anda başlar özlemlerimiz.
ilk annemizi özleriz,sıcak sütünü, şefkatli kollarını..
Sonra öğrenmeye başlar,öğrendiklerimizi özleriz.
Sonra öğrendiklerimizi unutmak öğrenmek istediklerimizi özlemeye başlarız.
Ve hayat bize özlemlerimizle yaşamayı öğretir.
Arkadaşım yine yazısında
Her şeyi özleyebilir insan. Yok, yanlış oldu bu. Nihayetinde nefret ettiği, bir daha görmek/yaşamak istemeyeceği şeyler olabilir. "Ulan bak özledim şimdi ha, ne zamandır dayak da yememiştim," demeyiz misal.demiş;
ama özleyebilir insan dayak yemeyi bile daha kötüsüne maruz kalıyorsa eğer dayak yediği günleri bile özleyebilir.
Düşünmek özgürlükse, özgürlükle yapılacak bir şeyse özlemde sadece düşüncelerimizle var olan bir duyguysa sınırsızdır.
Kötü de özleyebilir,Yaşadığı günde kötü saydığını da
Annesi ölmüş bir çocuk misal,
keşke annem yaşasaydı dayağını bile özledim diyebilir.
Uzaktan bakmakla görülemeyecek bir çok inceliği olan bu duyguda
sınırsızlığın öbür adıdır ÖZLEM...
En çok kendini özler insan, en çok kendini.
Geçmiş, geçmiş ve gelecek bilinmezken bugünümüze şükür derken dünde kalana özlem vardır aslında.
Özlüyorum diye başlayan bir çok cümle kurabilirim.ve kurduğum her cümlede özlem siteme karışır.
ÖZLEM=SİTEM bile diyebilirim perdenin bir yüzünden bakınca...
Özlemlerimiz sabrı öğretti bize,sabır susmayı,susmak olgunlaşmayı.
Çok değik daha 2 gün önce bir sohbette çocukluğumuzu konuşurkende vardı bu özlem/sitem,dünkü muhabbetimdede, bugün bunu yazarkende var yarın bugünü düşünürkende olabilir.
Özlemek güzeldir,zor olan özleme dayanabilmek...

28 Mayıs 2010 Cuma

Gün bugün

Uykularım arsız,
Hayallerim sınırsızdı yine gece.
Bir çırpıda anlattım beynimi kemirenleri ve sonra yine sustum,
sevmedim konuşkan halimi ve sustum.
Alamadığım cevaplara varamadığım sonuçlara diyecek söz bulamayıp sustum.
Ama gün bugün başlamak için hayata
Yarını yok bunun gün bugün başlanmalı
ertelemek
ötelemek yararsız yaşanacaklara madem bugün başlanmalı,bugün silkelenmeli,
gün bugün gülümseyerek bakmak için herşeye
o halde hadi gülümse yeni güne.......

26 Mayıs 2010 Çarşamba

Bir Avuç Hasret

Bir avuç hasret biriktirdim içimde;

Sevgiye,

Umuda,

Sadece adı yaşam olmayan yaşamaya hasret.

Dilimden dökülüp mısralarıma, satırlarıma hayat verecek olan bir avuç hasretle dillenecek yaşamımın gizi.


Ağır yüklere gebe bırakılmış hayatlarda, bir tebessüme muhtaç yüzler taşır olduk.

Gülmeyi unuttuk,sevmek ağır geldi ister olduk sadece aldığından mutlu olmadan ister.

Hayatlarımızın karmaşasından heyecanı unuttuk.

Bir pamuk şekerinin verebileceği mutluluğu, evlerde, arabalarda arar olduk. Kazanan fakat kazandığını kullanmaya vakti olmayan insanlar olduk.

Karmaşık olduk, rahatımızı sağlamak adına birer karmaşa yarattık hayatlarımızda.

Sonra karmaşalarımıza birer ad verdik kendimizce.

İş yoğunluğu,vakit yokluğu,yalancı mutluluk,bu benim yaşamımın bedeli...

Ve hepimizin bir avuç hasreti var artık sadeye hasret kaldık,basite hasret kaldık,iki gülen göze ,bir tatlı söze hasret kaldık.

Ama şunu hatırlamak gerek herşeyden önce.
Ne güzel söylemiş büyük üstad,

İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal;
Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal,

Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan:
Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan!